Haberler
01

Ulaş Nikbay’dan içe bakış egzersizi olarak Türk progressive rock.
“Üçümü Birden Gören Yok”, parçalanmış bir bilincin orkestral bir mırıltısı olarak ortaya çıkar. Türk bağımsız müzisyen Ulaş Nikbay, 22 Ocak’tan bu yana dinleyicilerle buluşan yeni çalışmasıyla dünyaya, belirgin biçimde edebi bir niyet taşıyan progressive rock sularına yapılan bir dalış sunar.
Parça, birden fazla katmanda var olan bir benliğin parçalı portresi gibi şekillenir. Daha ilk saniyelerden itibaren müzik huzursuz edici bir atmosfer kurar. Düzenlemesi karmaşık ve ayrıntılıdır; vokalleri tamamlayan tonlarla örülmüş bir yapı taşır.
Ancak “Üçümü Birden Gören Yok”un asıl dikkat çekici yönü, yalnızca duyulmayı reddetmesidir; şarkı dinlenmekten çok çözülmeyi talep eder.
02

Görünmezlikle dans pisti arasında: kaybolmak ve yeniden kendini bulmak için dört şarkı.
“Üçümü Birden Gören Yok”ta Ulaş Nikbay, kimliğin hiçbir zaman bütünüyle yeniden birleşmeyen bir ayna gibi parçalandığı bir alan kurar. Şarkı, şiirsel içe dönüş ile kentsel kaygı arasında gidip gelen bir bölgede var olur: gündelik sesler zihinsel baskılara dönüşür ve her imge, tam anlamıyla görülmeden var olmanın huzursuzluğunun sızdığı bir çatlak gibi işlev görür.
Merkezdeki dize, neredeyse bir mantra gibi tekrar edilir; ancak bu bir yakınma değil, bir tespittir: aynı anda sesi, bedeni ve düşünceyi birlikte algılayan kimse yoktur. Nikbay, güçlü duyusal metaforlar kurar — emen bir sünger, büyüyen bir ada, kökleri birbirine karıştıran bir çamur — ve bu imgeler aracılığıyla sınırlarına kadar genişleyen bir benliği gösterir. Müzikal olarak alternative rock, ölçülü bir zemin sağlar; duygusal yükü büyük ölçüde sözlerin taşımasına izin verir. Bu, görünmezliğe dair bir şarkıdır; ama aynı zamanda bütünüyle kırılmadan direnebilmenin de hikâyesidir.
03

Yanmanın dört biçimi: hafıza, arzu, çöküş ve gürültü.
“Bir Narı Bölüyorum”da Ulaş Nikbay, aşkı duygusal bir sığınak olarak değil; ısrarcı, neredeyse ritüele dönüşen bir yazma eylemi olarak kurgular.
Sözler tekrar ve taşkınlık üzerinden kurulur; ötekini adlandırma arzusu yoğun imgeler talep eder: açılmış narlar, sıcak şarap, kan. Bu simgeler, Akdeniz ve Anadolu hayal dünyasına derinden kök salmış semboller olarak aşkı soyut bir duygu olmaktan çıkarır. Onu fiziksel bir maddeye dönüştürür: sıkılan, dökülen ve söylenebilir hâle gelebilmesi için tüketilen bir şey.
04

“Ulaş Nikbay’dan ‘Şiirimin Bağlacında Bağdaş Kurdular’: Şehrin gürültüsünü eğip bükerek özgür kulaklara seslenen şiirsel bir manifesto.”
Duygunun kapısını çalmayan bir şarkı: yere bağdaş kurup oturuyor ve etrafındaki her şeyin yıkılmasını bekliyor. Dinleme, bir sızma gibi başlıyor. Ne gösterişli bir giriş var ne de melodik bir yanılsama. Sadece sakin, neredeyse inatçı bir ilerleyiş; iç dünyada çoktan çatlamış bir manzaranın içinden düz bir hat çizen bir gitar. Şiirimin Bağlacında Bağdaş Kurdular baştan çıkarmaya çalışmıyor; dayanmayı seçiyor. Gürültüye karşı, şehre karşı, orada olup da gerçekten orada değilmiş gibi hissettiren o belirsiz duyguya karşı ayakta kalmayı.